Haluk Bulucu
20 Ocak 2024
Bugünkü konumuz amfibi üzerine. Sulardan, özellikle denizden gelip, çıkarma yapılacak bölgelerdeki faaliyetler üzerine, benim gibi amatör bir sivilin görüşleri.

Bu yazıyı, eğer okuyacaklarsa, deniz ve kara kuvvetlerimizin karar vericilerininin de okumasını arzu ederim. Yabancı istihbaratçılar herhalde bu amatörce yazılmış satırları görürler de; ben Genel Kurmayımızın, dış işleri bakanlığımızın görmesini de hayal ederim.
Nereden çıktı bu konu demeyin, tabii ki bir sebebi var. Bir sabah, SSCB’nin Hazar denizinde bundan çok yıllar önce denediği bir nevi çıkarma aracını internetten bir kere daha izliyordum. Ekranoplan’ı yani… Bu araç 500-600 asker taşıyabiliyor, çok yüksek hızla gelip sahillere çıkarma yapabiliyordu. Sovyet tasarımcıları bu aracı “kanatlardaki yer etkisi” yani “wing ground effect”prensibi ile tasarlamışlar; çok yüksek hızda hareket edebilen, ama suların sadece birkaç metre üzerinden uçan bu devasa uçar yapı bizleri de endişelendirmişti. Şaka bir yana bizim Karadeniz kıyıları da tehdit altındaydı… Montreux anlaşmasına, konunun nasıl oturacağını da kişisel olarak çok merak etmişimdir… Allah’tan SSCB dağıldı da, bize gelecek tehditlerin sıralamasında bir değişiklik oldu, şimdilik. Veya ben böyle düşünüyorum.

Bilebildiğim kadarıyla bizim silahlı kuvvetlerin kara birlikleri ise, iç suları geçmek üzere teçhiz edilmiş. Yakın zamana kadar sahillere çıkarma faaliyetlerimiz bir ölçüye kadardı. Sonraları bu görüş yerini “güç gösterme’ye” bıraktı galiba. Basından anlayabildiğim kadarıyla bu işlem için özel bir gemi (TC Anadolu) ve ZAHA (Zırhlı Amfibi Hücum Aracı) denilen araçları da yapmışız. Benim anlayabildiğim şey, özel tasarlanmış gemilerden, ZAHA denilen özel tasarlanmış araçları uzak mesafelerden denizlere salma faaliyeti düşünülmüş. Tabii içlerinde taşıdıkları deniz piyadeleri gibi değişik unsurları ile.
Bundan yirmi yıl önce, benim hatırladığım kadarıyla, bu tür faaliyetler bu tip araçların ithal edilmesi üzerine yoğunlaşmıştı. Türk Savunma Sanayiindeki tasarım kabiliyeti de olgunlaşınca bu tür çok özel araçları da ülkede tasarlamak ve imal etmek fikri gelişti. Becerdik de (ZAHA)… ZAHA’ları diğer araçlarla birlikte sahile çıkaracak gemiye de İspanyollar sayesinde kavuştuk. 27 araç bir gemide… Benim beklentim, yapılması gereken ikinci bir gemide de ikinci çıkarma dalgasını teşkil edecek aynı sayıda araç. Bir de yedekte tutacağınız iki adet 27 araçlık birlik… Güç Gösterisi (Power Projection) buna denir işte. Kısacası deniz kuvvetlerimizin eline 2 adet özel gemi (TC Anadolu ve benzerleri), onların koruma gemileri ve işletme yedekleri ile birlikte en az toplamda 108 adet ZAHA’yı teslim etmeliyiz.

Ben, bu tür araçlara bizim karacıların talip olacaklarını düşünürken, deniz piyadelerimiz karşıma çıktı. Savaş zamanında denizlere hakim olmak, diğer unsurlara da destek olmak gibi görevler alan deniz kuvvetleri, ZAHA araçlarına da sahip olarak sahil içerisinde de, derinliklerde harekat yapma imkanına kavuşacak. Bu durumda, tüm kuvvetlerin iletişim içinde olmaları gerekecek. Bu konuda Güney Kore’den ve NATO üyesi olan ABD’den, İspanya’dan ve İtalya’dan öğrenilecek çok şey vardır. Benzer araçlara sahip olduğunu düşündüğümüz Çin ordusu faaliyetlerini izlemek te, şüphesiz eğitimimize değer katacaktır. Uydular ve uçan istihbarat araçları ile neler yapılabildiğini “sağır sultan” bile duymuş.
Eğer kıyı başını tutmak ve ilerlemek istiyorsanız, hasmınız orada yeterli savunma tedbirlerini alamadan, bu işlemi yapmak zorundasınız. Bu durumda “zafer”sizin olur. Aksi halde mücadeleyi kaybedebilirsiniz. Buna en güzel örnek 1. Cihan savaşından ve Çanakkale cephemizdendir. Suvla koyuna çıkarma yapan düşman güçleri, hemen yerleşen savunma birliklerimiz tarafından durdurulmuştu.
Bu satırları okuyan kişi(ler) son zamanlarda ABD askerlerinin yeni çıkarma araçlarını lastik tekerlekli araçlardan seçtiğini de söyleyebilirler. Bu yüzyılın başında, 1991 Kuveyt çıkarmasında da bulunduğunu ifade eden bir ABD’li asker, benzer bir araç olan AAV7 ile çıkarmayı yaptıktan sonra, aynı araçla Bağdat’a kadar gittiklerini söylemişti. Sanırım, küçülen birliklerinin (6 personel), uzun yolda daha rahat etmesini istediler ve yeni alımlarını buna uygun hale getirdiler. Çıkarma ve gemiye tekrar dönebilmek için daha avantajlı olan Türk araçları ise 21 askeri taşıyabiliyor.
Ancak, son birkaç senedir gözlüyoruz. Çok uzun menzilli toplar, mühimmat atıcılar yaygınlaştı. Hassas güdüm kitleri de işin içine girdi. Kitleler halinde tek noktaya saldırı galiba çok zorlaştı. Uydu ve hasım keşif uçaklarının verecekleri bilgilerin çıkarma yapan birlikleri zorlayacağını da düşünüyoruz. O halde:
- Çok hızlı ZAHA’lara ve çıkarma araçlarına (tam bir ARGE konusu) ihtiyaç var,
- Çıkarma yapan birliklerin çok küçülmesine de ihtiyaç var gibi görünüyor. Bu, bizlere daha küçük, ama çok daha hızlı çıkarma gemilerinin de iş görebileceğini söylüyor. Bu durumda hasmımız kendi savunma birliklerini ve gücünü dağıtmak zorunda kalabilir. Yalnız bu durumda, denizden destek sağlayacak deniz kuvvetleri birliklerinin de daha uzak mesafelerden destek vermeleri gerekebilecektir.
Not :
- Bundan çeyrek asır önce, bize ihracat yapmak isteyen ülke/firmanın, 70+ adetlik benzer aracın hasım ülkelere de ihracı meselesini konuştuğunu duyduk. Onlara kızmayalım; çünkü güç dengelerini kontrol etmek, her ülkenin isteği ve görevi.
- ZAHA araçlarının sadece denizden-karaya değil, uygun koşullarda karadan-karaya harekat yapabileceğini de unutmamak gerekir.
- Bu yazıda, çıkarma yapanların bizim kuvvetler olduğunu düşündük. Bizler, çıkarma yapılan taraf olursak ne olur? Bunu da uzmanlarına ve bir başka yazıya bırakalım.
TR
EN
Yazar: Haluk Bulucu